11.05.2026
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, MYK toplantısının ardından yaptığı açıklamada; Türkiye’nin 81 ilinde gerçekleştirilen saha çalışmalarının sonuçlarını paylaştı. Ekonomi, tarım, liyakatsizlik ve yargıdaki hukuksuzluklara dikkat çeken Emre; Türkiye'nin Avrupa'da enflasyon ve ultra zengin sayısındaki artış hızıyla ilk sıralarda yer aldığını vurguladı. Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın "kesin ihraç" talebiyle disipline sevk edildiğini duyuran Emre, “Cumhuriyet Halk Partisi’nden casus çıkmaz, bizden çıkacak tek şey Kuvayı Milliye ruhudur” dedi.
Emre şunları söyledi:
Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlarım.
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz partimize yönelik itibar suikastlerine, haksız tutuklamalara, operasyonlara rağmen Cumhuriyet Halk Partisi dimdik ayakta ve geçtiğimiz hafta itibariyle Türkiye'nin 81 ilinde saha çalışması gerçekleştirdik. Orada vatandaşlarımızla, esnafımızla, çiftçimizle, sanayicisiyle, bu ülkenin emeklisiyle dertlerini dinledik, sorunlarını dinledik. Biz biliyoruz ki bu ülkenin gerçek gündemi ne dediğimizde aslında bu saydığımız kesimlerin başta hak kayıpları olmak üzere gündelik yaşam kaygısı, geçim kaygısı, çocuklarının beslenme kaygısı ve bütün bunlar ortadayken iktidarın yapay gündemlerle kamuoyunu meşgul etmeye çalıştığını gözlemliyoruz. Yalan ifadeler. Bunların biraz sonra detayına gireceğiz. İftiralar. Televizyon programlarında bu ülkenin gerçek sorunlarının tartışıldığı, problemlerin tartışıldığı, konuşulduğu programlar değil de magazinsel ve iftiraya dayalı Cumhuriyet Halk Partisi başta olmak üzere bu ülkedeki muhalefeti kriminal bir şekilde göstermek için yapılan algı operasyonları. Yine Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Karadeniz'de maden arama adı altında tüm Türkiye'de olduğu gibi bölgenin de talana açılmasına karşı çıkmak için Ordu ve Rize'de mitingler gerçekleştirdik.
“8. VARLIK BARIŞI KARA PARAYA DAVETİYEDİR”
Değerli arkadaşlar, biz tabii kötü yönetiliyoruz ve bu yönde yapılması gereken, atılması gereken adımlar varken aynı kötü yönetim benzer uygulamalara devam ediyor. Bakın Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yakın zamanda 8. Varlık Barış Paketi diye bir paket getirecekler. 8. Varlık Barış Paketi. Böyle tabii insanların kulağına hoş gelsin diye barış kelimesini de sürekli serpiştiriyorlar. İmar barışı, varlık barışı vesaire gibi. Bunların vergi barışı, bunlara baktığınız zaman temelinde ülkedeki adaletsizlikleri derinleştiren, büyük sorunlara yol açan düzenlemeler olduğunu görüyorsunuz. Ne demek varlık barışı? Esasında dünyadaki kara paraya diyor ki, "Gel paranı getir Türkiye'ye. Ben senden bunun hiçbir şekilde kaynağını sormayacağım. Bu para ne olursa olsun, ister uyuşturucu parası olsun, ister kaçakçılık olsun, ister fuhuş parası olsun, getir paranı ülkeye koy."
Peki değerli yurttaşlarımız, biz buna itiraz ediyoruz. Nedenlerini söyleyeceğim. Bu yöntem makbul bir yöntem olsa, doğru bir yöntem olsa, dünyanın gelişmiş ülkelerine baktığımız zaman neden hiçbir ülkede böyle bir yöntem kullanılmıyor? Neden orada her kuruşun hesabını özellikle soruyorlar? Çünkü kara para sadece kendisi gelmiyor. Düzenini de birlikte getiriyor. Organize suç örgütleri geliyor. Mafya geliyor, uyuşturucu baronları geliyor. Ülkemizde son yıllarda bu tip düzenlemeler sonrasında uluslararası kaçakçıların ve mafya babalarının silahlı çatışmasına sahne alan çok sayıda silahlı olayın yaşandığı bir ülke haline geldi. Ve geliyorlar burada da yine benzer suçlardan yakalanıyorlar. Bu gelecek paralardan bizim ülkemizin emeklisine yarayan bir durum var mı? Çiftçisine yarayan bir durum var mı? Bu gelen paralardan vatandaşımızın faydası ne?
BU İKTİDAR GÖREVE GELDİĞİNDE 50 BİN OLAN TUTUKLU-HÜKÜMLÜ SAYISI 400 BİNLERİ GEÇTİ
Değerli arkadaşlar, biz bu durumun yanlışlığına işaret ediyoruz. Bakın bir milletvekili de AK Partili milletvekili diyor ki gelmişler de ne olmuş? Çünkü birçoğu yaptıklarının sonuçlarını kavrayabilecek durumda dahi değil. Parmak kaldırıp indiriyorlar ve ülkemizde günden güne kötü başlıklarda birinciliklerle anılıp duruyor. Biz Avrupa'da suç oranında birinciyiz. Kişi başına düşen cezaevi sayısı itibariyle en fazla tutuklu hükümlünün bulunduğu ülkeler sıralamasında birinciyiz. Bu iktidar göreve geldiğinde 50 bin olan tutuklu-hükümlü sayısı 400 binleri geçti. 1 milyona yakın yürüyen ceza dosyası var. Ülke kriminal bir hal aldı ve yargılamalarda da yargının durumuna ilişkin her geçen gün berbat şeyler duyuyoruz. Bakın geçtiğimiz günlerde Adana'da bir suç örgütünün üyesi HSK müfettişlerine ifade verdi. Diyor ki ben 50 bin dolar verdim ve tahliye oldum. Aracı olan avukat bu, geldi söyledi ve çıktım. Dediği de çıktı. 50 bin dolar da para verdim. Münferit değil bu. Her gün adliyelerden onlarca böyle bilgi belge geliyor. Vatandaş bütün bunları anlatıyor.
ULTRA ZENGİN SAYISINDA YÜZDE 94’LÜK ARTIŞ: “BİR AVUÇ ELİT VE YOKSUL HALK”
Değerli arkadaşlar, şimdi gelir adaletsizliği en büyük problemlerimizden biri. Her basın toplantısında anlatıyorum. Bu iktidar sırtını neye yaslıyor? Sermaye yaslıyor. Sermayenin önceliklerini, para babalarının önceliklerini gündemine alıyor. Bu dönemde fakir olan, yoksul olan daha çok yoksullaşıyor. Zengin kesim zenginliğini katlayarak arttırıyor. Bir veriden bahsetmek istiyorum. Bakın Knight Frank Servet 2026 raporu Avrupa'daki ultra yüksek net servet sahibi kişilerin sayısını 2021-2026 döneminde ölçmüş yüzde 26 attığını tespit etmiş. En çok arttıranların başında kim geliyor? Almanya 38 bin 215 ultra zengin. Avrupa'da ilk sırada yer alıyor. Ne demek ultra zengin? Neye göre alıyorlar? Kişisel serveti 30 milyon dolar ve üzerinde olanlar. İkinci sırada Birleşik Krallık 27 bin 876 kişi, Fransa'da 21 bin 528 kişi. Sıralama böyle geliyor. Burada bakın Türkiye açısından ibretlik bir durum var. Türkiye burada ülkedeki ultra zengin sayısında son 5 yılda en yüksek artış gösteren ülkeler sıralamasında en başlarda geliyor yüzde 94’le. Yani kişisel serveti 30 milyon doların üzerinde olan kişi sayısı ikiye katlanmış. Çünkü diyoruz ya ortasını veriyor. Geniş milyonlar, yoksul halk kesimleri, bir avuç elit ve onu temsil eden Adalet ve Kalkınma Partisi. Bizim birinciliklerimiz hangi alanda?
Bakın arkadaşlar, Türkiye Avrupa'da asgari ücrette 5’inci, enflasyon oranında birinci, enerji enflasyonunda birinci. Öyle ya dünya bizi kıskanıyor! Yoksulluk sınırında yaşayan vatandaş sayısında birinci, faiz oranında birinci, işsiz sayısında birinci. En düşük emekli maaşı veren ikinci ülkeyiz. Ultra zengin sayısındaki artış hızı da Polonya'dan sonra ikinci sıradayız. Tablo bu. Bu ülkemizin gerçekleri.
ONLAR ULTRA ZENGİNLERİN, BİZ HALKIN PARTİSİYİZ
Şimdi değerli arkadaşlar, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ülkenin servetinin, varlığının nasıl talan edildiğini anlatırken bir yandan da vatandaşımızın nasıl soyulduğunu anlatıyoruz. Öyle ya ülkede doğru dürüst vergi toplanmıyor. Zengin kesin vergi vermiyor. Vergi aflarına gidiyor. Ve geçtiğimiz hafta Genel Başkanımız mecliste dedi ki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bu ülkenin değerlerini, kaynaklarını nasıl talan ettiğini isim hakkını da satın aldığımız akpden.com'dan açıklayacağız. Ne oldu biliyor musunuz? Bu siteye jet hızıyla milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması bahanesiyle erişim engeli getirildi. Peki biz bu sitede neyi açıklamıştık? Hemen erişim engeli geldi. Şunu açıklamıştık. 1 milyon 200 bin fiyatı olan bir otomobil almak istiyorsanız bunun 1 milyon 88 bini ÖTV, 460 bini KDV, 9 bin lira bandrol ücreti. Toplam vergi 1 milyon 557 bin. Yani arabanın fiyatı 1.2, vergilerin fiyatı 1.6 milyon. Bunun neresinde Allah aşkına milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması ile ilgili bir mesele var? İşte insanlar gerçekleri duymasın isteniyor. Gerçeklerden kaçılıyor. Çünkü her çöken iktidar gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemek için çeşitli bahaneler bulur. Bu da onlardan biridir. Bu bahanelerde en ortaklaşılan bahane de güvenliktir. Milli güvenlik. Her şeyin yasaklanmasında güvenlik şemsiyesinin altında saklanırlar. Her çöken iktidar için, fakirin, vatandaşın soyulduğunu söylemek bir milli güvenlik sorunudur. Çünkü onlar için milli güvenlik dar bir azınlığın çıkarı ve güvenliğidir.
Değerli arkadaşlar, onlar ultra zenginlerin partisi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz halkın partisiyiz. Milletin yanındayız. Millet sandık geldiğinde bu ülkedeki ultra zenginlerin partisine gerekli dersi verecek. Biz yapmış olduğumuz basın toplantılarında bu ülkenin beka meselesi nedir dediğimizde önemli başlıklardan birini de hep tarım olarak anlatıyoruz. Hele içinde bulunduğumuz bu dünya düzeninde kendi kendine yetmek büyük avantaj. Çünkü biliyorsunuz gıda enflasyonunda da birinci durumdayız dünyada. Şimdi tarım sektörü her yıl geriliyor. Geçen yılda yüzde 8,8 geriledi. Peki, çiftçi borç batağında. Çiftçiye yönelik bu iktidarın bir paket hazırladığını gördünüz mü? Duydunuz mu? Israrla Türk çiftçisini bitirmek için elinden gelen her şeyi yapıyorlar. Bakın 2022 yılında pamuk ihtiyacının yüzde 75'ini yerli üretimle karşılayan Türkiye 2026'da bu sayı yüzde 25'e düştü. Bakın yüzde 75'ten yüzde 25'e düştü. Bu iktidar kendi çiftçisine vermediği desteği Amerika ve Brezilya başta olmak üzere başka ülkelerin çiftçisine vermektedir. Mecliste bir gün yapmış olduğumuz bir konuşmada dedik ki ya siz gelmeden önce bu ülkedeki yerli tütün oranı yüzde 50'ydi. Şimdi yüzde 20'lerin altına gitti. Dalga geçer gibi tütün sağlığa zararlı dediler. Sanki Amerikan tütünü faydalı. Elbette zararlı ama sizin bu ülkenin üreticisine yönelik yaklaşımınızı gösteren çok çarpıcı veriler. Tarımda her alanda geriliyoruz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında kısa vadede yapılması gerekenler bir defa mazottan KDV ve ÖTV alınmaması lazım. Çiftçilerin aldıkları kredilerin faizlerinin silinip yeniden yapılandırılması lazım. Çiftçinin batmasının kimseye faydası yok. Çiftçilerimize planlı ve programlı bir şekilde alım garantileri vermek, buna göre üretim yapmasını sağlamak lazım. Elektrik faturaları aylık değil, hasat döneminden sonra tahsil edilmelidir.
10 YILDA 1,5 MİLYON SCHENGEN VİZESİ BAŞVURUSU RET ALMIŞ
Değerli arkadaşlar, tabii bu iktidarın çeyrek yüzyılda ele geçirdiği büyük bir propaganda gücü var ve ülkedeki her şey dört dörtlükmüş gibi sanki dünyada da dış politikayı çok iyi yönetiyorlarmış gibi bir algı içindeler. Gerçeğin bu olmadığını hepimiz biliyoruz ve her platformda anlatıyoruz. Bakın bizim ülkemizin pasaportu tarihinin en kötü, en haksız, en kötü, en haksızlığa uğrayan durumda. Bugün bizim gençlerimiz Avrupa ülkelerinden vize alabilmek için kapılarda kuyrukta aylar sonraya randevu verilmekte ve son 10 yılda 1,5 milyon Schengen vizesi başvurusu ret almış, rekor. 1,5 milyon. Şimdi bir taraftan vatandaşımızın küçük düşürülüp gururu kırıldığı durum var. Çünkü biz bu ülkelerden vize istemiyoruz. Öte yandan da burada bile büyük bir vurgun var. Çünkü vatandaşlarımız gidemediği gibi, vize alamadığı gibi büyükelçilik, konsolosluk ve aracı şirketlere toplam 511 milyon Euro yani güncel kurla 27 milyar lira para ödemiş. Burada da tabii anlaşmalı kurumların, acentelerin nasıl seçildiği de başka bir tartışma konusu. Başka bir günde o konuyu burada irdeleyeceğiz.
LİYAKATSİZLİK VE "YEĞEN" ATAMALARI
Değerli arkadaşlar, millet sahipsiz, millet korumasız bırakılmış durumda. Milletin parası gidiyor, hesap soran yok. Şimdi ülkemizin en büyük sorunlarından biri ne dersek liyakatsizlik diyoruz, nepotizm diyoruz. Öyle ya işte iktidara yakın kimselerin aile boyu atamaları diyoruz. Bir bakıyorsunuz biri milletvekili olmuş, biri büyükelçi olmuş. Öteki yeğeni hakim olmuş. Bir iki grup başkanvekili olmuş. Geçen gün bir tane daha. Zikrullah Erdoğan 33 yaşında, Tayyip Bey'in yeğeni ve bu kişi bu dönem zaten kaymakam yapılmış. Yetmiyor değil mi? Resmi gazetede yayınlanıyor. 33 yaşında yeğeni Milli Savunma Bakanlığı'nda tümgeneral rütbesine denk tedarik hizmetleri genel müdürü yapılıyor. Yani o yaşta biri askeriyede olsa en fazla yüzbaşı pozisyonunda olabilecek biri bir gecede tümgeneral rütbesine denk bir pozisyona getiriliyor. Bunu nasıl yapıyor? Ne yeteneği var? Tek özelliği Tayyip Bey'in akrabası olması mı? Soy ismin aynı olması mı? Böyle bir devlet yönetimi olabilir mi değerli arkadaşlar? Böyle yönetilen ülkeye yatırımcı gelir mi?
“CASUSLUK” İDDİANAMESİ VE MI6 FOTOĞRAFI
Bütün bunlar ortadayken iktidar işi gücü bırakmış, eline geçirdiği yargı kollarıyla sürekli partimize yönelik dosyalar hazırlamakta, soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklamalar yapılmakta. Bakın bugün o kadar absürt, o kadar gülünç bir dava görülüyor ki neymiş casusluk iddianamesi. Sayın İmamoğlu Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra tekrar edilen seçime giderken 5 dakikalığına biriyle görüşmüş Hüseyin Gün. 6 yıldır bir daha görmemiş. O gün orada casus olmuş. Ya siz casusluğu bir virüs falan mı zannediyorsunuz? Korona gibi bulaşan bir şey mi? Hiç casusluktan ceza almış birini gördünüz mü Türkiye'de? Biz araştırdığımızda tek tük böyle istisnai dosyalara ulaşabildik. Niye? Devletin gizli kalması gereken belge bilgilerine erişiminiz olacak önce. Bunu başka bir ülke yararına vereceksiniz siyasi ve askeri casusluk maksadıyla. Bak sen. 2019 tekrar eden seçimi de işte bu kişiyle olan görüşmeler sonrasında taktikler verilmiş de biz o seçimi almışız. Ya o seçimde siz bir sandığa giren bir zarfın içerisindeki 4 tane pusuladan üçünü geçerli, birini geçersiz saydınız. Sizin sayenizde sizin yanlışınızla 13 binlik fark 800 bine çıktı. Bizim açımızdan ilk seçimi kazanmak zordu. İkinci seçimi kazanmak çok kolaydı. Akşam 6.30'ta zaten bitti sandıklar açılır açılmaz. Şimdi böylesine bir saçma dava oluşturdular. Neymiş efendim Merdan Yanardağ herkesin bildiği gazeteci casusmuş. Necati Özkan casusmuş. Bak sen. Bunlar bir araya gelmişler casusluk yapmışlar. Peki hedef ülke ne? Diğer ülke ne? Hangi ülke lehine casusluk yapılmış? Burada var mı? Efendim kişisel veriler şöyle olmuş, böyle olmuş. Ya 85 milyonun kişisel verilerinin çalındığı bilgisini sizin Ulaştırma Bakanınız söyledi. Biz kimsenin verisini çaldırmadık. Böyle bir tespiti yok kimsenin. Hemen iktidarı destekleyen gazetelerde, televizyonlarda Hüseyin Gün itirafçı oldu. Kaç gün böyle algı yaptılar. Dosyayı okuduk, ifadeleri okuduk. Böyle bir beyan yok. Ama yeter ki o yalan yayılsın. Ele geçirilen medya onu yaysın.
Şimdi tabii o kadar saçma sapan iddialar casusluğun C’si olmaz. İlgili kişinin ne olduğunu biz bilemeyiz. Ama bizim arkadaşlarımız açısından şey değil. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı sadece emin olun bize operasyon yapmıyor. Öte yandan da AK Parti içerisinde kendi içinde de birbirlerine operasyon yapıyorlar. Bakın ben size şimdi bir resim göstereceğim. Bakın şu resme bakın. Resimdekiler kim? Bu fotoğraf Londra'da bir otelin kafesinde çekiliyor. Fotoğrafı çeken kişi Paul McGrath 11 yıl İngiliz istihbaratında çalışmış. Güzel. Hani Adalet Bakanı başsavcıyken hazırladığı dosya. Bunu Hüseyin Gün’e atıyor. WhatsApp üzerinden yazışma başlıyor. Buradaki suçlama devlet görevlilerinin fotoğrafını gizlice çekmek. Bu emekli istihbaratçıyla Hüseyin Gün yazışmada bu fotoğraftaki Süleyman Soylu'nun sağında oturan kişiyi işaret ederek şöyle diyor. Bak sağında puro içen MI6 var ona söyle. Bu yazışmaya konu olan fotoğrafta Soylu’nun sağında oturan kişi dönemin AK Parti milletvekili Mücahit Aslan. Çok ciddiye aldıkları yazışmalardan bahsediyorum size. Şimdi önce şunu söyleyeyim. Bu gayri ciddi yapılan bir yazışma. Buradan ben bu kişileri de, burada adı geçeni de şu ülkenin ajanıdır vesairedir demem. Onlar olsa der. Bu yazışmadaki muhatap olan kişi bir Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olsa dünyanın en büyük konusu bu olur. Yüzlerce televizyon kanalı defalarca bunu tartışır. Ama çünkü ciddi insanlar bilir ki böyle casusluk olmaz. Ama fotoğrafı da niye veriyor biliyor musunuz? İşte kendi içinde fotoğrafta geçen kişiler Süleyman Soylu, Nihat Zeybekçi, Abdülhamit Gül, Mücahit Aslan kendi iç savaşlarını da işaret ediyor. Bunu niye dosyaya koyarsın? Bu da çok açık.
CHP’DEN CASUS ÇIKMAZ, AJAN ÇIKARAMAZLAR, BİZDEN ÇIKACAK TEK ŞEY KUVAYI MİLLİYE RUHUDUR
Değerli arkadaşlar, şimdi bu saçma sapan casusluk gibi iddianamelerle partimize kamuoyu nezdinde algı operasyonları yapmaya çalışanların bir yere varamayacaklarını ifade edelim. Cumhuriyet Halk Partisi son seçimlerin birinci partisidir. Son bir yıldır da bu ülkede birinci parti pozisyonunu korumaktadır her türlü saldırıya rağmen. Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinden AK Parti'nin içindeki kavga bizi ilgilendirmez. Ama Cumhuriyet Halk Partisi içinden ki bu ülkeye Kurtuluş Savaşı'nı verenlerin kurduğu bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisi Cumhuriyeti kuran partidir. Cumhuriyet Halk Partisi'nden casus çıkmaz, ajan çıkaramazlar. Bizden çıkacak tek şey yurtseverliktir. Kuvayı Milliye ruhudur.
Değerli arkadaşlar, tabii emeklerine bir, bir buçuk yıldır yargı işi gücü bıraktı Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde emek sarf ediyor. Buradan bir yere varamadılar. Halkı inandıramadılar. Başta İBB davası olmak üzere yapılan soruşturmaların yüzde 60'ından daha fazlası halkın yapılan soruşturmaların siyasi maksatlı olduğunu söylüyor. Tüm araştırmalar bunu gösteriyor. Buna karşın bir taraftan da tehdit, baskı, şantajla gayri ahlaki bir şekilde belediye başkanlarımızı transfer için büyük baskı altına alıyorlar. Bizim belediye başkanlarımızın çok büyük bir kesimi. Elbet tek tük çürük elmaların çıktığı oluyor ama çok büyük kesimi dimdik ayakta duruyor. Ülkesi için mücadele ediyor. Ama milletin oyuna saygı duymayan, milli iradeye saygısızlık yapan iktidar, şimdi duyduk ki bizim Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal’ı ve beraberindeki bir kısma yarın rozet takmaya hazırlanıyor. Şimdi tabii giden gitsin. Böyle bir dönemde ülkesini seven, bu kadar yanlışı gören, itiraz etmiş bir kimsenin batan bir gemiye binmesi vatandaş nezdinde ya demek ki bunun açığı var duygusunu getirir. Çıkın sokağa sorun hepsinde bu olur. Ama buradan bir şey hatırlatmak istiyorum. 12 Aralık 2023 Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu. Burcu Hanım söz alıyor ve Mehmet Ali Çelebi'ye hitaben, "Senin gibi Atatürk düşmanlarıyla bir arada değiliz” diyor Burcu Köksal. Şimdi bir arada olacak. Milli Eğitim Bakanına 17 Aralık 2023'te diyor ki, "Sayın bakan, andımızın neyi sizi rahatsız etti de kaldırdınız, söyleyin de bilelim. Sana söylemiyorum. Sen Türklüğünden mi utanıyorsun? Sen yurdunu mu sevmiyorsun? Sana söyleyecek bir şey yok zaten” diyor. Öyle ya. Şimdi aynı kişi bunları söyledikleriyle birlikte Adalet ve Kalkınma Partisi'nin grup salonunda aynı istikamette alkışlayacaklar. Burcu Hanım'ın iktidara söylediklerini benim inanın burada tekrarlamaya terbiyem müsaade etmez. Yani en hafiflerinden birini söyleyeyim. Mecliste o kürsü onların bulunduğu yere doğru bakarak çakal diye bağırıyordu. En hafif hakaretini söyleyeyim. Şimdi kol kola gidecekler.
BURCU KÖKSAL'I KESİN İHRAÇ TALEBİYLE DİSİPLİNE SEVK ETTİK
Ha şunu da söyleyelim yeri gelmişken. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'ndeyken çünkü bugün itibariyle Cumhuriyet Halk Partisi'nde değil onu da anlatacağım. Merkez Yönetim Kurulu böyle bir şeyi kabul edemez. Bunu tartıştık. Sayın Genel Başkanımızın telefonuna dahi cevap vermiyor. Aramaları yanıtsız bırakıyor. Oradaki yaşananlar normal bir süreç değil. Ve biz yönetim olarak Burcu Köksal'ı kesin ihraç talebiyle disipline sevk ettiğimizi tedbirli olarak buradan duyurmak isterim. Şimdi güle güle nereye giderse gitsin. Ha bir şey daha tabii. İktidarı destekleyen, en fazla destekleyen gazetelerin başına ne desek herhalde Sabah Gazetesi'ni başlarda sayarız. Ne demişti Sabah Gazetesi? Bakalım bunu ne yapacaklar? Ne demiş? 700 milyonluk rüşvet çarkı. Şimdi seninle ilgili bunları söyleyenlerle aynı yere gidiyorsun. Biz bu kirli siyaseti ve kirli siyaset dilini de kabul etmiyoruz. Biz Bandırma vapurundayız. Bizim yönümüz de, yolumuz da bellidir.
GÜLŞAH DURBAY VE MUHİTTİN BÖCEK HAKKINDAKİ İFTİRALAR
Değerli basın mensupları, şimdi her türlü kötülüğü yapıyorlar yetmiyor. Bu kez de insanları iftiracılığa zorlayarak Genel Başkanımız ve partili arkadaşlarımız hakkında ipe sapa gelmez suçlamalar yöneltiyorlar. Efendim neymiş işte tabii rakamlarla da öyle oynuyorlar ki gelişi güzel. Hatırlarsanız bu salonda Sayın Genel Başkanımız Adalet Bakanı Akın Gürlek'in mal varlığıyla ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Belgeleriyle birlikte anlattı. Bunu kendisine ilk sorduklarında dedi ki Muhittin Böcek'in dedi biliyorsunuz itirafçı olma durumu var. İşte Manisa'da bir buluşmadan bahsediliyor Genel Başkanımızı kastederek. Efendim orada çok ciddi baz istasyon delilleri var. İşte aday yapılma karşılığı bilmem kaç milyon dolar verilmiş. Genel Başkanımız İçişleri Bakanlığı tarafından zorunlu korumaya tabi olduğundan Ankara'da olduğu ortaya çıkınca bu sefer başka yöne evrildiler. Önce dediler ki 50 milyon dolar, sonra dediler 20 milyon dolar. Biz dedik ki biz 20 milyon dolar hiç görmedik ama arkadaşlar bunun 200 kilo olduğunu söylüyor. Bu nasıl ki bir benzin istasyonda kimsenin görmeden değişimi gerçekleşiyor. İki kişi bunu değiştiriyor. Bu sefer döndü dolaştı. Hani İBB'de 560 milyar kamu zararı vardı ya yok oldu sonra o iddialar. Döndü dolaştı yok efendim 1 milyon Euro biri getirmiş de Muhittin Böcek’in oğlu hangi gün geldiğini bilmiyor, hatırlamıyor. Parayı kimden aldığını hatırlamıyor. Kime verdiğini hatırlamıyor. Para miktarı da 1 milyon Euro. Bak insan demans olsa bunu hatırlar. 1 milyon Euro. 1 milyon Euro paradan bahsediyorsunuz. Aldığını hatırlamıyor. Kime verdiğini hatırlamıyor. Genel Merkezde 6. katta birine vermiş. Giriş çıkış kaydı yok. Kamera kaydı yok. Külliye yalan. Yani hiçbir yönüyle tutturulur hiçbir tarafı yok. Bu kadar hani iftirayı, kurguyu yapıyorlar. İnanın insanların vicdanlarını sızlatacak. Bir diğeri de işte Özkan Yalımla ilgili. Bu içeri attıklarını biliyorsunuz tüm mal varlığına da el koyuyorlar. Eşlerini, çocuklarını gözaltına almakla tehdit ediyorlar. Şimdi Özkan Yalım'la ilgili de itirafçı beyanları çıktı ortaya. Orada anlatıyor.
Şimdi değerli arkadaşlar, bir defa bakın her şey bir tarafa, siyaset bir tarafa insanlığın dahi hani okurken böyle utanç duyacağı diyaloglar var. Bir savcı nasıl olur da herhangi bir şekilde Uşak'taki soruşturmayla ilgisi olmayacak bir şekilde hayatını genç yaşta kaybetmiş Şehzadeler Belediye Başkanımız Gülşah Durbay ile ilgili ve Genel Başkanımızla ilgili soru sorabiliyor. Bak oradaki tutanağa bakın. Soru sorabiliyor. O da diyor ki bizim burada yemek yedikleri oldu. Ben başka bir şey bilmiyorum. Bu iftiralarla ilgili kadıncağız hayattayken suç duyurusunda bulundu aile, tazminat davası alındı. Şimdi hani kendini ifade etme imkanı yok. Hayatını kaybetmiş çok acı bir şekilde. Hala iftiralarda bulunuyorsunuz ki kayıtlar bellidir. Ortaya çıkar. Hayatın hiçbir döneminde Sayın Genel Başkanımızla Gülşah Durbay’ın da Uşak'ta yemek yemişliği dahi yok. Manisa sınırları dışında hiçbir siyasi faaliyete katılmışlıkları yok. Yani bu kadar herkesin gözü önünde iftiralara nasıl vicdanınız kaldırıyor bunu? Sizin kız çocuğunuz, eşiniz yok mu? Nasıl başınızı yastığa huzurla koyabiliyorsunuz? Hakikaten inanılır gibi değil. Oradan da birçok şey türetmeye çalışıyor. Yok efendim almış da biri 200 bin lirayı da bahçe duvarına koymuş da. Yani hakikaten böyle deli saçması şeyler. Genel Başkanımızın babası araba almış da ya Genel Başkanımızın babasının almış olduğu arabanın faturasıyla İş Bankası Manisa'dan gönderilen miktar, adamın kendi hesabından gönderilen miktar birebir aynı. Yani insan hiç olmazsa bir araştırır ya doğruluğunu, yanlışlığını. Böylesine kirli bir dönemin içerisindeyiz. Gerçekten geçmiş dönemlere, geçmiş siyasi tartışmalara baktığınız zaman bu ülkede birden fazla kez Demirel geldi gitti, Ecevit geldi gittiği göreve, televizyon karşısında bu ülkenin siyasetçileri, ülkenin problemlerini tartıştığı sert tartışmalar oldu. Ama hiç bu dönem bu kadar çirkin, bu kadar rezil, bu kadar arsız tartışmalar ya da suçlamalar, iftiralar yaşanmamıştı? Hakikaten utanç duyulacak bir tablo. Şimdi bula bula neyi çıkartmışlar? Günlerce televizyonda tartışıyorlar. Efendim Genel Merkez buraya kayıtlı. Genel Başkanımızın kendi adına da değil. Bir tane araç alıyor. Aracın içi de ilk başta yapılıyor. Sonra aracın içinin dizaynına yönelik Özkan Yalım ben bunu yaptıracağım diyor. Yani Genel Merkeze, bunu partisine hediye edecek. Kim bilebilir ki onun Uşak Belediyesinden bunu ödetmiş olacağını. Tabii bunun üzerine biz hemen ilgili şirketle yazışmaya girdik. Eğer bunu Uşak Belediyesi ödediyse biz bu miktarı ödeyelim. Uşak Belediyesi size geri versin bunu.
İBB’NİN ESKİ ARAÇ SALTANATI
Ve bizim yani rakamlarda aslında bugünkü düzen içerisinde, Türkiye düzeni içerisinde küçük rakamlar. Ancak ben buradan o aracın dizaynını memleketin beka meselesi yapıp televizyonlarda tartışan, konuşan saatler boyu yorumcular, televizyonculara da bir hususun dikkatini çekeyim. Siz burada bir aracın iç dizaynından bahsediyorsunuz ya sadece bir örnek araç örneği olsun diye. Yani hakikaten ben hiçbir iktidar hatırlamıyorum ki bu kadar yolsuzluk, bu kadar hırsızlık karşısında bu kadar arsızca kendi rakibine iftiralarda bulunsun. Bakın İBB'yi biz 2019'da aldık. 2019'da aldık ve 2017-2019 hemen Teftiş Kurulu'nun basit bir araştırması raporu. 59 adet aracın toplam 14 bin 657 gün AK Parti İstanbul İl Başkanlığına tahsil edildiğini belgeledik. Kamu zararı 14 milyonun üzerinde. 36 adedini İBB direkt bir firmadan almış il binasına vermiş. Parasını ödüyor, parasını hepimiz veriyoruz. Almış o siyasi partinin iyi binasına vermiş. Gerisini kendi uhdesinden vermiş. Yetmemiş. 16 tane Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezine araç göndermiş. Mesela o gün o araca binenlerden biri bugün meclis başkanı. Sorun belgesi var hepsinin. 42 tane aracı da o zaman aday olan Binali Yıldırım'ın yeni başkanlık adıyla tahsis etmiş. Bizim çalışkan ve başarılı Genel Başkan Yardımcımız Deniz Yavuzyılmaz suç duyurusunda bulundu bunlarla ilgili. Burada bilgileri var. Tamam mı değerli arkadaşlar? Kovuşturma yer olmadığına dair karar. Olmadı demiyor ha. Bunları yapmışlar. Hani bizde bir aracın iç dizaynını konuşuyorlar ya. 80 tane aracın nasıl hiç edildiğini, nasıl kullanıldığını hani aklınızda şey kalmasın. Burada da böyle örnekleri var, belgeleri var. Gelin yakından bakın. AK Parti il başkanlığı verilen birim. Araç kimin? İstanbul Büyükşehir. Plakası var mı? Var. Modeli var. Markası var. Teslimi var. Bunun gibi onlarca değerli arkadaşlar.
200'DEN FAZLA KAMU İHALE KANUNUNU HANGİ AMAÇLA DEĞİŞTİRDİNİZ?
Şimdi ben tekrar şunu söyleyeyim. Allah aşkına siz böyle bir araç üzerinden olan biteni memleket meselesi diye konuşuyorsunuz ya. Sorun ya bir ilgilisine. Bir ülkede 200'den fazla kamu ihale kanunu niye değişir? Hangi amaçla değiştirdiniz? Bu ülkedeki bütün büyük işler aynı müteahhitlere gitmek zorunda mı? Niye biz sizin iktidarınız döneminde yolsuzluk endekslerinde, rüşvet endekslerinde en dipte ülkeler sıralamasında yer alıyoruz? Bu kadar olayların üstünü kapatmanıza rağmen. Hani bir küçücük aracın dizaynını soruyorsunuz ya çıkın Tayyip Bey'e deyin ki siz tank paletin verilmesi karşılığında Katar'dan 500 milyon dolarlık uçağı niye aldınız biniyorsunuz. O kadar uçağın var. Biz bu ülkede aç çocuklar var diyoruz. Alsın o uçağı satsın değil mi? Bari bunu söyleyin. Alsın uçağı satsın da bu ülkenin garip gurebası doğru dürüst yemek yesin. Beraberinde 53 yarış atı. 10 tane uçak var zaten. Bunu sorabiliyor mu kimse? Yani esas sorgulanması gereken işlerin sorgulanmadığı hakikaten çok kara bir düzenin içerisindeyiz.
CHP BU TOPRAKLARDAKİ ÇOBAN ATEŞİDİR, MÜCADELEMİZE AYNI KARARLILIKLA DEVAM EDECEĞİZ
Değerli arkadaşlar, ben şunu ifade edeyim tabii. Her toplantıda söylüyorum. Türkiye Cumhuriyeti devleti büyük bedeller ödenerek kurulmuştur. Milli egemenliğe dayalı, halk iradesine dayalı bir yönetim biçimidir. Bu cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak bizlerin vazifesidir. Bu cumhuriyet hiçbir ailenin ve zümrenin cumhuriyeti değildir. Olamaz. Buna müsaade etmeyiz. O nedenle Cumhuriyet Halk Partisi bu topraklardaki çoban ateşidir, çoban ateşleridir. Biz pes etmeyiz. Geçmişte hiçbir darbeci düzen Cumhuriyet Halk Partisi'ni ilelebet yok edemedi. Cumhuriyet Halk Partisi küllerinden yeniden doğdu. Onun için biz mücadelemize aynı kararlılıkla devam edeceğiz. Emin olun istediği kadar insanları korkutup sindirmeye çalışsınlar. Milletimizle birlikte halkın iktidarını kuracağız.
Ben toplantımıza katıldığınız için teşekkür ederim. Sorularınız varsa alabilirim.
Soru- Muhittin Böcek’in etkin pişmanlıktan yararlandığı ifadelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Herhangi bir disiplin işlemi uygulamayı düşünüyor musunuz acaba?
Zeynel Emre- Şimdi Gökhan Böcek oğlu tabii. Diğeri Belediye Başkanımız. Oğlunun ifadesini gördük. Belediye Başkanının ifadesini henüz görmüş değiliz. Ama velakin Muhittin Böcek'in birden fazla defalarca medyaya da yansıyan şekilde kendi el yazısıyla ben hiçbir baskıya boyun eğmem, partime iftira atmam, bu suçlamaları kabul etmiyorum, hepsi birer iftiradır şeklinde beyanları var. Tabii bütün aile boyu yapılan operasyonlar, tutuklamalar eşe, dosta, şoföre ve en son Çarşamba günü de tüm mal varlığına el konulması sonrasında baskılara boyun eğip eğmediğini bilemiyoruz. Yani onu göreceğiz. Ama önümüze geldiği zaman o konuda bir karar veririz.
Soru- Sayın Sözcüm, vatandaş pazarda çarşıda fiyat konuşurken İBB davası, belediyelerde istifalar ve soruşturma izinleri peş peşe devam ederken ve bunlar ardı ardına gelirken kamuoyu bir şey merak ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi bugün MYK'da ekonomiyi mi, siyasi baskı iddialarını mı daha büyük tehdit olarak gördü?
Zeynel Emre- Şimdi biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak tabii hep şunu ifade ediyoruz yönetim olarak. Biz son derece kararlı, bir o kadar soğukkanlı, bir o kadar sağduyulu. Çünkü biz bu ülkeyi seven insanlarız. Bu ülkede kimsenin canı acımasın, üzülmesin, kimsenin başına bir şey gelmesin diye en sorumlu dili kullanıyoruz. En kritik anlarda bile mecliste ülkemiz adına yapmamız gereken bir şey varsa onu da yapıyoruz. Şüphesiz ki bugün bu ülkenin en acil sorunu ki bilime inanıyorsak araştırmalar bunu gösteriyor. Yüzde 60-65 oranında ekonomi. Bir ülke düşünün yani çocukların yüzde 32'si akşam yatağı aç giriyorsa artık başka bir şey konuşmayalım yani. En büyük meselenin bu olduğunu söylemek lazım. Dolayısıyla bu gerçekler, ekonomik sunum, yapılması gerekenler, sahada aldığımız izlenimler, bütün bunları konuşuyoruz. Tabii eş zamanlı yani partiye yönelik kumpaslar, saldırılar, bunlara karşı yapılması gereken stratejiler. Yani bunları birbirinden ayırıyor gibi değerlendirmemek lazım. Ama şöyle ilişkili. Emin olun son bir yılda milli iradeyi tanımayıp o 19 Mart darbesiyle başlayan yani o operasyonlarla başlayan süreç bu ülkede yaşanmamış olsaydı şu anda ekonomik veriler çok daha iyi noktada olurdu. Çünkü bu hukuk olmadığı zaman, güvensizlik, güvensizlik olmadığı zaman yatırımın olmadığı Türkiye yoksullaşan, faizlerin yüksek olduğu, enflasyonun yüksek olduğu bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.
Soru- Siz az önce Burcu Köksal’ın disipline sevk edildiğini açıkladınız ama bir iddia var. E-devlet üzerinden kendisinin partiden istifa ettiğine yönelik. Bu konuda bir bilginiz var mı? Ayrıca meclis üyeleriyle orada irtibatta mısınız? Çünkü orada Cumhuriyet Halk Partisi'nin belediye çoğunluğunu, meclis üyesi çoğunluğunu bu yönüyle orada istifalar olursa kaybedeceğine yönelik de yine bilgiler var. Son durum nedir orada?
Zeynel Emre- Şimdi biz MYK toplantısına başlamadan evvel bu konuyu konuştuk ve kendisinin hiçbir telefona çıkmaması, Genel Başkanımızın telefonuna dahi telefonlara çıkmaması, kapatması, hiçbir habere cevap vermemesi, bu kadar partiyi kamuoyunda tartışması, bütün bunlar karşısında bunun bir parti suçu olduğuna kanaat getirdik. Partimize üye olup olmadığına da baktık. Öyle ya yani istifa etmiş mi etmemiş mi kaydı üye olarak görünüyordu. O nedenle bugün o işlemi biz yaptık, gerçekleştirdik.
Soru- Öncelikle Burcu Köksal 4 dönem Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili ve aynı zamanda grup başkanvekili yapıldı. Seçimde de yaklaşık yüzde 50, 68 bin 72 oyla en yakın rakibine o da 42 bin 703 oyla fark atarak Afyonkarahisar’ı ilk defa kazandı ve 23 meclis üyesi Cumhuriyet Halk Partisi'nin var. 12 meclis üyesi AK Parti'nin ve iki tane de Milliyetçi Hareket Partisi'nin ve dört tane de ilçeyi kazandı Cumhuriyet Halk Partisi. Sayın Başkan bu 68 bin seçmenin iradesini yok sayarak bir partiye başka partiye geçmesi etik midir, ahlaki midir? Bunu sorarım.
Bir ikincisi efendim Sayın Burcu Köksal seçimlerde yaptığı konuşmalarda Afyonkarahisar Belediyesi'ne DEM Partili ve Kürt etnik yapısına dayanarak Kürt seçmen giremez demişti ve aynı zamanda bununla beraber HÜDA PAR’lılar da Afyonkarahisar Belediyesi'ne giremez demişti. Şimdi AK Parti'ye geçeceği söyleniyor ve öyle iddialar var ki buna dayanarak hem AK Parti ve hem DEM Parti yakınlaşması aynı zamanda HÜDA PAR’ın da Cumhur İttifakı'nın bir ortağı olarak Afyonkarahisar Belediyesi'ne DEM partililer, Kürt seçmen giremeyecek mi? HÜDA PAR’lılar giremeyecek mi? Bu konudaki düşüncelerinizi değerlendirme almak istiyorum. Teşekkür ederim.
Zeynel Emre- Tabii ben değerlendirmede bulacağım ama bu sorunun asıl muhatabı HÜDA PAR Genel Başkanıdır. Ondan sonra DEM Partisi ve asıl Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanıdır ve aslında oradaki milletvekilleridir. Size bu kadar hakaret eden, bu kadar söylemediğini bırakmayan bir kişiyi alıyorsunuz. Size yakın, sizin kontrolünüzdeki gazetelerde rüşvetçi diye haberler yaptırıyorsunuz.
Tabii şunu da ifade edeyim ben size. Yani Türk siyasetinde asıl oyu partiler alır. Gerek milletvekilliğinde, gerekse de belediye başkanlığında kişilerin katkısı çok sınırlıdır. Cumhuriyetçi Halk Partisi son yerel seçimde 210 olan belediye sayısını 414'e çıkardı. Bu partinin genel olarak yükseliş trendine işaret eden iktidarın da düşüşüne işaret eden bir durumdu. Belediyelerin alınmasında bizim seçmen tabanımızın genişletilmesinin büyük payı var. Burada emin olun Burcu Hanım'ın hiçbir katkısı yani hiçbir götüreceği oy olmamıştır. Onu size ifade edeyim. Hatta buradan bir kez daha söyleyelim. Gerek bizden alıp götürdükleri tehditle, baskıyla, gerek kayyum atadıkları, gerek tutukladıkları belediye başkanlıklarında hepsinde gelin bugün bir yerel seçim yapalım, seçimleri tekrarlayalım. İstanbul'da da 1 milyon fark verelim. Buyurun yapalım. Kim kazanıyor görelim. Yani bugün Aydın'da bir seçim olsun yüzde 15 oy ancak alır topuklayan efe. Yüzde 80 Cumhuriyet Halk Partisi oy alır.
Meclis üyeliklerine gelince de meclis üyelikleri sayımız net. Aslında demin TV100 muhabirinin sorduğu soruda da belki o kısmı da böyle tamamlamış olalım. Şimdi ilkeler her şeyden önde gelir. Efendim orada bir meclis üyesi şöyle olur böyle olur öyle bakarsak partiyi yönetemezsiniz. Biz partimizin ilkelerine sıkı sıkıya bağlı bir şekilde görevini yapan tüm meclis üyelerini, tüm belediye başkanlarıyla yoldaşlık duygusuyla sonuna kadar birlikte yol yürürüz. Ama işte çeşitli ayak oyunları, menfaatle, şuydu buydu hani baktığınız zaman tabii yüzdesel anlamda çok istisnai olsa da bu tip durumlar geldiğinde gerekli disiplin işlemini yürütüyoruz yani.
SİYASİ TARİHİMİZDE KİM Kİ MİLLETLE İNATLAŞMIŞ, KAYBETMİŞTİR
Soru- Bugüne kadar AK Parti kazanamadığı tüm belediyelerde bir algı yaratarak zayıflatma algısıyla transferler gerçekleştirdi. Tabii ki hicap duyuyoruz. Fakat Cumhuriyet Halk Partisi bunun önünde nasıl duracak? Kazanamadıkları tüm belediyeleri şantajla ya da tehditle transfer gerçekleştirmeye devam mı edecekler?
Zeynel Emre- Aslında soru şöyle canlı bir örnek verilebilir Ankara özelinde de. Çünkü Ankara'da Cumhuriyet Halk Partisi'nde o zaman Sayın Mansur Yavaş'a yönelik yani atılmadık iftira tipi kalmadı. Yok efendim seçimi kazanırsa terör örgütleri fatura getirecekten tutun da yani gerek insanların duygularıyla, gerek yönetimsel anlamda atmadıkları iftira kalmadı. Meslek döneminden itibaren dahil olmak üzere, avukatlığından itibaren dahil olmak üzere. Önceki belediye başkanlığı, Beypazarı belediye başkanlığı, geçmiş siyasetteki yani söylemedik şey kalmadı. Ne oldu? Buradaki fark Türkiye rekoru kırılacak bir farka geldi. Yani iki katı farkla burada seçim alındı. Dolayısıyla bu tür kumpaslar, siyasetin bir habitatı var, bununla oynadığınız zaman bu ters tepiyor. Bizim tarihimizde, siyasi tarihimizde kim ki milletle inatlaşmış, kaybetmiştir. Bakın bu vesileyle Ankara İl Başkanı Ümit Bey'in de tıpkı önceki dönem İzmir il başkanı gibi bu arada tutuklu bulunan önceki belediye başkanımız ve arkadaşları gibi haksız tutuklandığının altını çizelim. Kooperatifçilik dosyasından avukatlık yapanlar bilir. Tutuklu yargılan hiç kimse yoktur. Bizim il başkanımız hariç yoktur bulamazsınız. Yani başka bir davada bulamazsınız. Çünkü alt sınırı, üst sınırı bellidir. İspatı zaman alan, bilirkişiye giden, çok uzun süren yargılamalardır. Yani oradaki tutuklamanın da asıl nedeni Ümit Erkol'un Cumhuriyet Halk Partisi Ankara il başkanı olmasıdır. Şimdi biz geçmişte de bu saldırılarla karşılaştık, göğüs gerdik, kazandık. Yeter ki o mücadele azminin kırılmasına izin vermeyelim hep birlikte.
MAHKEMENİN YSK'NIN YETKİSİNİ ORTADAN KALDIRMASI TÜRKİYE'Yİ KAOTİK BİR DURUMA SÜRÜKLER
Soru- Hafta içerisinde kurultay ceza davası olarak adlandırdığımız davanın duruşması görüldü. İBB itirafçısı Adem Soytekin İstanbul'da salıverildikten sonra bu dosyaya da tanık olarak eklendi. Bir yandan da istinaftaki mutlak butlan talepli kurultay davası tartışılmaya devam ediyor. MYK gündeminizde CHP parti tüzel kişiliğini ve mevcut yönetimi doğrudan hedef alan bu davaları sizler nasıl değerlendirdiniz? Bununla birlikte olarak belki üzerine yorum yapmak isterseniz Kemal Kılıçdaroğlu'nun Çubuk’ta uğradığı saldırının failiyle olan bir helalleşme videosu da bugün sosyal medyada gündemde. O video için MYK'da acaba bir değerlendirmeniz oldu mu? Teşekkürler.
Zeynel Emre- Şimdi sondan başlayayım. Tabii önceki Genel Başkanımızın kendi takdiridir. Onu bizim Merkez Yönetim Kurulunda tartışmamız söz konusu değil. Diğerine gelince de bakın bir süreç işleniyor burada. Bir, Türkiye esas gündeminden uzaklaştırılmak isteniyor. Cumhuriyet Halk Partisi tartıştırılarak yıpratılmak isteniyor. İki yıldır bu soru bana sorulduğunda hepsini de hukuk nezdinde anlatıyorum. Gerek siyasi partiler kanunu, gerek onun olmadığı yerlerde atıf yaptığım dernekler kanunu, gerek Yüksek Seçim Kurulu'nun yerleşmiş içtihatları anayasadaki yetkisi itibariyle böyle bir karar verilmesine olanak yok. Ha bir çılgınlık olur da diyelim ki bu yönde bir mahkemenin yetkili olmadığı halde karar verip Yüksek Seçim Kurulu'nun yetkisini ortadan kaldırması Türkiye'yi kaotik bir duruma sürükleyecektir. Önce onun altını çizelim. Yani bunun ben bir konuşturulan, tartıştırılan, bu vesileyle bir süreç işletilen iş olarak görüyoruz. Bizim sizler sordukça cevapladığımız ama esas itibariyle pek de gündemimizde olmayan bir konu. Onu da ifade edeyim.
İtirafçılar meselesine gelince yani birini düşünün içeri girmiş ifade vermiş tutuklanmış. Demiş ki ben etkin pişmanlıktan faydalanacağım. İfade vermiş, çıkmış. Bakmışlar yalan söylüyor tekrar almış, tekrar aylarca yatmış. Her nasılsa ifade sırasında da araya kaynak yapılmış. Yani bakın o ayrıntı önemli. Bir bahaneyle ön sırayı aldılar onun konuşmasına. Çünkü belki de beni şu gün salmazsanız ben de diğer etkin pişmanlıklardan vazgeçenler gibi vazgeçerim dedi. Onu da bilemiyoruz. Araya alınmış. O ifade sonrasında tahliye olmuş. Şimdi sanki çok muteber bir insan, söyledikleri çok mühimmiş gibi bizim onu düşünüp şey yapmamızın şeyi yok. Butlan davasıydı, oydu, buydu. O ona yazı yazıyor, bu buna yazıyor. Televizyonlarda sorup sorup duruyorlar. Arkadaşlar bakın, bu Yüksek Seçim Kurulu Cumhuriyet Halk Partisi'nin kontrolünde değil. Bu konu defalarca önüne gitti. Defalarca bu konuda karar verdi. Mazbataları aldı. Üç kere kurultay yapıldı. Gerek İstanbul'daki kongreler üç kere yapıldı. Tüm Türkiye'deki delegeler yenilendi. Yani siz delegeliği, delegelik sistemini, siyasi partiler mevzuatını, işleyişini tamamen ortadan kaldıracağım diyorsanız bu tüm Türkiye'nin ortak bir problemi haline gelir. İçinden çıkılamaz bir hale gelir. Kaotik bir durum olur Türkiye'de. O nedenle de hani böyle bir durumu Türkiye'nin artık taşıyacak gücü olmayacağını ifade edelim. Biz böyle bir şey olacağını düşünmüyoruz.
Soru- Sayın Genel Başkan yedek parti konusunu gündeme getirince Balgat'ta yedek bir Genel Merkez binası tutulduğu iddiası yine gündeme geldi. Bu iddia doğru mudur? Neler söylersiniz?
Zeynel Emre- Şimdi bazı hususlar vardır ki hani biz de onu doğru buluruz. Sadece Genel Başkanımız bilir. Yani uhdesinde tutar. Çünkü yayılmaması önemlidir. Bu içinde bulunduğumuz çoklu demokrasi krizinde çok tutarlı, dengeli, akılcı bir strateji yürütmeniz gerekir. Dolayısıyla kendisinin bilgisi dışında bu alanda bilgi sahibi olan ya da bilgiyi paylaşmaya haiz hiç kimse yoktur. Doğru da olmaz. Dediğim gibi esas burada sorulması gereken Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir parti bu ülkenin en köklü partisi, dünyanın en köklü üçüncü partisi, son seçimlerin birinci partisi. Biz böylesine bir düzende acaba kumpas kurulur mu kurulmaz mı? Seçime girmesi engellenir mi engellenmez mi diye soru sorulan bir düzene geldik. Türkiye'nin aslında içler acısı durumu bu.
Teşekkür ederiz arkadaşlar.