05.03.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında, orman alanlarının sınır dışına çıkarılmasına olanak tanıyan düzenlemelere tepki gösterdi. Orman Kanunu’ndaki Ek-16 maddesinin yürürlükten kaldırılması için TBMM’ye kanun teklifi sunduklarını belirten Rızvanoğlu, “Bu ülkenin ormanları arsa değildir” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, orman alanlarının idari kararlarla yerleşime açılmasına karşı hazırlanan kanun teklifinin ayrıntılarını paylaştı. Basın toplantısında ormanların korunmasının anayasal bir ödev olduğunu vurgulayan Rızvanoğlu, şu açıklamalarda bulundu:
“BİR GECEDE 670 FUTBOL SAHASI BÜYÜKLÜĞÜNDE ALAN ORMAN DIŞINA ÇIKARILDI”
“Değerli basın mensupları, bugün burada ormanlarımızın bir gecede arsa yapılmasına ‘dur’ demek için toplandık. Hepiniz hoş geldiniz.
Dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir kanun teklifi sunduk ve bu teklifte şunu söyledik: Bu teklifle orman kanununda yer alan ek-16 maddesinin yürürlükten kaldırmasını amaçladığımızı söyledik. Neden için mi? Gelin birlikte inceleyelim. Geçtiğimiz Cuma, Resmî Gazetede bir Cumhurbaşkanı kararı yayınlandı. Bu karar tam 21 ili kapsıyor. Bu kararla yaklaşık 4 milyon 800 bin metrekare alanı, bir çırpıda, bir gecede orman dışına bırakıyor. Evet, aynen bir gecede ve tek bir imzayla. Bakın bu alan ne kadar büyüklükte biliyor musunuz? 670 futbol sahası büyüklüğünde. Ve o alanlara, bir sabah artık siz ‘orman değilsiniz’ denildi, buralar artık arsa.”
“ORMANLARIN KADERİ BİLİMSEL RAPORLARLA DEĞİL İDARİ TAKDİRLE BELİRLENİYOR”
“Peki nasıl olabiliyor böyle bir şey? Öncelikle 2018 yılında Orman Kanunu’na eklenen Ek-16 maddesi, ormanlarımızı adeta merkezi bir idari tasarruf alanına dönüştürdü. Bu maddeyle birlikte Cumhurbaşkanlığına, zaman sınırlama olmaksızın, orman alanlarını sınır dışına çıkarma yetkisi verildi. Ve Türkiye’de ormanların kaderi bilimsel raporlarla, ekolojik analizlerle, kamu yararı değerlendirmeleriyle değil de tek merkezli idari takdirle belirlenir bir hal aldı.
Ancak bu mesele sadece bu son karar meselesi de değil. 2018’den bugüne kadar, Ek 16 ile ilgili 30’dan fazla karar çıktı. O tarihten bu yana orman vasfı dışına çıkarılan toprakların toplam alanı, yaklaşık 5 bin 310 hektara ulaştı. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu neredeyse Belgrad Ormanı büyüklüğünde bir alanın sistem dışına itilmesi demek. Üstelik keyfi bir şekilde. Bakın soralım… Ek-16 maddesiyle Bilimsel zorunluluk aranıyor mu? Hayır! Bağımsız ekolojik etki değerlendirmesi yapılıyor mu? Tabii ki hayır! Belirleyici olan tek şey var, o tek şey de bir idari takdir. Cumhurbaşkanının bir kalem darbesi. Ve bu kararların önünde duran hiçbir hukuki fren de yok.”
“ANAYASA 169. MADDE DEVLETE NET BİR ÖDEV YÜKLÜYOR: ORMANLARI KORUYACAKSIN”
“Şimdi soruyorum: Bu atılan imzaların, bu idari tasarrufların Anayasanın ruhuyla uzaktan yakından bir ilgisi var mı? Anayasa 169. Madde çok açık, devlete net bir ödev yüklüyor. Diyor ki; ‘Ormanları koruyacaksın ve genişleteceksin.’ Peki, biz sahada ne görüyoruz? Koruma kalkanının her gün biraz daha aşındırıldığını görüyoruz. Orman sınırlarının sistematik bir şekilde daraltıldığını görüyoruz.
Bakın bunun en vahim örneği de çok yakın zamanda İzmir Bayraklı’da yaşandı. Danıştay’ın ‘hukuka aykırı’ bulup iptal ettiği bir karar, sanki yargı hiç konuşmamış gibi, aynı alan için yeniden önümüze getirildi. Hem de o toprağın bir kısmı geçtiğimiz ağustos ayında cayır cayır yanmışken! Oysa aynı 169. maddede, ‘Yanan alanlar başka hiçbir amaçla kullanılamaz; o toprağa tekrar orman dikilir’ diyerek, bize anayasal bir güvence veriyor.”
“ORMAN, RAFTAN ALIP BAŞKA YERE KOYULABİLECEK BİR EŞYA DEĞİLDİR”
“Ancak bu madde bugün sadece kâğıt üzerinde duran bir temenniden ibaret kalmış durumda. Yargı kararlarının yok sayıldığı, anayasal korumanın ‘idari inatlaşma’ ile devre dışı bırakıldığı bir düzenin adı hukuk devleti olamaz. Bugün, hukuk devleti ilkesinin ormanlarımızla birlikte nasıl erozyona uğradığına hep birlikte tanıklık ediyoruz. Ve iktidar bize sıkça şu masalı anlatıyor: ‘Endişelenmeyin, kestiğimizin yerine, yenisini ekeriz, dikeriz’ diyor.
Orman, raftan alıp başka yere koyulabilecek taşınabilir bir eşya değildir. Orman; o toprağın rengi, o vadinin rüzgârı, o gölün sükuneti ve o canlıların yuvasıdır. Bir ekosistemi yerinden kopartıp yeni bir şeyle yerini ‘telafi’ edemezsiniz. Bu ormanı öldürüp yerine bir maket koymaktan farksız bir şeyden bahsediyoruz burada. Peki, soruyorum: İstanbul’daki ormanı yok edip başka bir şehre fidan dikince siz bunu telafi mi etmiş oluyorsunuz? Tekrar soruyorum: Karadeniz’in ekosistemini İç Anadolu’ya taşıyınca aynı etkinin olacağını falan mı sanıyorsunuz siz arkadaşlar?”
“ORMANLARIN GELECEĞİ TEK BİR KİŞİNİN TAKDİRİNE BIRAKILAMAZ”
“Üstelik bu kararlar öyle birer istisna falan da değil, aksine böyle bir alışkanlık haline gelmiş durumda. Hükümet, ‘yaptım oldu’ anlayışıyla, adeta bir kalem darbesiyle ormanlarımızı haritadan siliyor. Neden silebiliyor? Çünkü denetleyen yok. Neden silebiliyor? ‘Bu kararın ekolojik faturası nedir?’ diye sorgulayan bir bilimsel süzgeç de yok. Kararlar alınıyor, orman sahneden çekiliyor. Kaybeden kim oluyor? Ağaçlar olmuyor sadece, hepimiz oluyoruz; tüm Türkiye, tüm dünya oluyor.
Bizim Ek-16 maddesinin yürürlükten kaldırılmasıyla ilgili kanun teklifimizde neler var? Biz kanun teklifinde şunu söyledik: Ormanların geleceği tek bir kişinin takdirine bırakılamaz dedik. Süreç bilimsel ölçütlere dayanmalı dedik. Bağımsız teknik değerlendirme zorunlu olmalı dedik. Bunun için ek 16 maddesinin Orman Kanunundan kaldırılması gerekli dedik.”
“DOĞAYI EKONOMİK REZERV ALANI OLARAK GÖREN ANLAYIŞIN KARŞISINDAYIZ”
“Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, doğayı ekonomik bir rezerv alanı olarak gören anlayışın tam karşısındayız. Biz doğayı koruyan, kamu yararını esas alan bir anlayışı savunuyoruz. Ve açıkça şunu söylüyoruz: Ormanlar bir kalem darbesiyle yok edilemez diyoruz. Bu ülkenin ormanları arsa değildir diyoruz. Bu ülkenin doğası idari tasarruf alanı da değildir diyoruz. Bu ülkenin geleceği tek bir imzaya bırakılamayacak kadar kıymetlidir. Ve hiç kimse ama hiç kimse, bu ülkenin ormanları üzerinde sınırsız yetkiye sahip değildir.”